Özgeçmişine Başarılarını Yaz !

AD8b7l

Hangi yaş grubu, hangi kıdem seviyesinden olursa olsun, hatta iş hayatına henüz atılmamış bir insanın da merakla sorduğu yegane soru; ‘Özgeçmişimi nasıl cazip kılabilirim? Kendimi mülakata nasıl davet ettirebilirim?’

Bir özgeçmişte kişisel bilgiler, eğitim geçmişi, iş tecrübeleri, hobiler, yabancı dil bilgisi, sertifikalar, sosyal sorumluluk gibi pek çok başlık bulunuyor. Elbette her başlık önemli, ancak bütün bu bilgiler arasında öyle bir içerik var ki, diğerleri kıymet olarak yanına kolay kolay yaklaşamaz. O içerik özgeçmiş sahibinin ‘başarıları’dır.

Başarılar derken biz neyi kastediyoruz?

Özellikle gençler başarı deyince bir anda panikliyor. Verdikleri tepki “ben hiç bir kupa havaya kaldırmadım ki” oluyor. Oysa başarı bir kupayı havaya kaldırmaktan çok daha büyük ve derin bir kavram.

Başarı, bazen kimsenin dokunmaya cesaret edemediği bir problemi çözebilmektir. Bazen sabırla, çok emek vererek kafaya konulan bir sonuca ulaşmaktır. Bazen peşine düşülen ve hayata geçirilen bir fikir, bazen de yaptığımız büyük bir hatayı telafi edebilmek için giriştiğimiz destansı çabadır.

Özünde başarı emektir, azimdir, sabırdır, paylaşmaktır, cesarettir.

Ve eminim her insan hayatının birden çok noktasında azımsanmayacak başarılar elde etmiştir. İşte bir aday, bu başarılardan iş hayatı odaklı olanları özgeçmişine yalın şekilde nakşedebilmelidir.

İş hayatında tecrübeli olanlar, çalıştıkları şirketlerde geliştirdikleri projeleri, çözdükleri problemleri, tutturdukları hedefleri rahatlıkla paylaşabilirler.

Yeni mezun adaylar ise üniversite yıllarında başarıyla bitirdikleri bireysel veya karma projeleri, görev aldıkları öğrenci kulübü çalışmalarını, tasarladıkları veya katıldıkları sivil toplum faaliyetlerini, yarı süreli çalışma tecrübelerinde üstesinden geldikleri problemleri özgeçmişlerinde anlatabilirler.

Biz İK uzmanları iş görüşmesi sürecinde adayın özgeçmişinde aktardığı başarıları konuşmayı çok severiz. Çünkü bu tatlı başarı sohbetinde aday pek fark etmese de bize kişisel davranış yetkinlik modelini sunar. Ayrıca anlatımı detaylandırmak için yönelttiğimiz takip sorularıyla adayımızın farklı alanlardaki potansiyelini de stres yaratmadan, rahatlıkla analiz edebilmiş oluruz.

İş görüşmesi adayda eksiklik, hata, boşluk aramak için yapılmaz. Tam tersi hedef değerleri bulmaktır. Bu değerlere ulaşabilmemiz için özgeçmişinize taşıyacağınız başarılarınız kim bilir belki de yeni şirkete girişinizin vizesi olabilir.

İnsan Kaynakları Uzmanı Olacak Kadar Ketum Musun?

discreet

Örnek bir insan kaynakları uzmanı hayal edelim. Sizce bu uzman hangi davranışsal yetkinliklere sahip olmalı?

İletişim? Ekip çalışması? Takipçilik? Sonuç odaklılık? Azim?

Hepsi olabilir.

Ancak bana sorarsanız en önemli hangi yetkinlik diye, size tereddütsüz “ketum olmak” derim.

Biz insan kaynakları uzmanları işimiz gereği bulunduğumuz kurumdaki bütün bölümlerle, bütün çalışanlarla çok yoğun etkileşim içinde oluruz. Üstelik bu etkileşim sadece iş bazlı da değildir. Özel hayata dair paylaşımlar kimi zaman iş meselelerinin önüne geçer.

Empati kurmak, yani karşısındaki çalışanı aktif şekilde dinleyerek onu anlamak bizlerin ana görevleri arasındadır. Bu çerçevede “Duyduğum bende kalır” öz disiplinimiz olmalıdır.

Şirketlerin maalesef vazgeçilmezi konumundaki dedikodu ağına dahil olmak bir İK uzmanının mesleki olarak yapabileceği en büyük hatadır. Dedikodu yapan bir İK uzmanı şirket çalışanları gözünde çok kısa sürede başta güvenilirliğini, ardından saygınlığını yitirir.

İK ekibi kapalı kapılar ardında tabii ki çalışanlar hakkında birbiriyle bol bol paylaşıma girer. Çünkü mesleğimizin odağı insandır. Kimin ne yaptığı, nasıl çalıştığı, problemleri, başarıları her zaman konuşulmalı, incelenmeli, takip edilmelidir. Kritik nokta bu paylaşımların bölüm içinde kalmasıdır.

Bu arada dedikodu demişken Eleanor Roosevelt’in şu sözü konuyu çok iyi özetler;

Büyük beyinler fikirleri, orta halliler olayları, küçük beyinler insanları konuşur

Mesleğimiz gereği insanı konuşalım, başta gayelerle değil.

En Değerli Soru

16-Ways-to-Hone-Your-Problem-Solving-Skills-1024x682

İş görüşmesi esnasında adaya yöneltilebilecek yüzlerce soruya internetten ulaşabilirsiniz. Pozisyonuna, adayın tecrübesine göre kullanılan sorular değişkenlik gösterebilir. Ancak bütün sorular arasında birbirine bağlı öyle iki tanesi var ki, kime sorulsa hedefi on ikiden vurur:

“Bugüne kadar hayatında çözdüğün en büyük problem neydi? Nasıl çözdün?

Şimdi sizlerden bu soruya cevap vermenizi istiyorum. Düşünün.

Bu arada tabii ki iş hayatında olduğumuz için özellikle kız/erkek arkadaşınız, eşiniz ve aileniz ilgili yaşadığınız problemleri anlatmak uygun olmayacaktır.

İş hayatında tecrübem yok diyorsanız okul yaşantınızı ve stajlarınızı düşünebilirsiniz. Okulda yaptığınız proje çalışmalarında yaşamış olabileceğiniz problemler, öğrenci kulüplerinde başınızdan geçen olaylar, dersler ile ilgili üstesinden geldiğiniz sıkıntılar bu soruya cevap üretmek için kaynak olabilir.

Halihazırda iş hayatında iseniz anlatabileceğiniz pek çok problemli olay başınızdan geçirmiştir. Zamanında yetişmeyen bir rapor, müşteriden kaynaklı sıkıntılar, bölümler arası ilişkilerdeki kopukluk veya kriz içine giren proje çalışmanız.

Problem çözebilmek neden bu kadar önemlidir?

Çünkü problem çözerken insan başta pek çok farklı bireyle etkileşime girmek durumunda kalır. Bu ilişki ağı iletişim, müzakere ve ikna, ekip çalışması yetkinliği için isabetli örnekler olacaktır. Problemi çözmek için sıklıkla sorumluluk ve risk alırız. Çözümünü geliştirmek demek analitik bir şekilde sıkıntıyı analiz etmek, çözüm alternatiflerini düşünmek ve alternatiflerden birine karar vermeyi gerektirir. Aksiyona geçmek özgüven demektir. Sonuç odaklı ilerleyen insanlar problemi katma değerli çözmeye çalışır ve sadece kendisinde değil, ekibinde de motivasyonu arttırır.

Yukarıdaki paragrafta okuyabileceğiniz gibi problem çözebilen insanlar pek çok davranışsal yetkinlik ve durumuna göre mesleki bilgi sergiler. Adayın bir problemini anlatması sayesinde sekiz, on soruda ulaşabileceğimiz içeriğe bir soruda erişebiliriz. Bu nedenle iş arayan insanların özellikle okul veya iş hayatlarında üstesinden geldikleri sıkıntılı durumları düşünmüş, etüt etmiş şekilde iş görüşmesine gitmesi aslında en akıllıca hazırlık olacaktır.

Bu arada problem çözme sorusuna asla verilmemesi gereken cevabı da yazalım:

“Ben bugüne kadar büyük bir problem hiç çözmedim.”

Böyle bir cevap adayın hiçbir stresli ortamda bulunmadığının ve kendisini zorlayacak hiçbir sorumluluk altına girmediğinin sinyallerini verecek, adayın değerlendirme hanesine olumsuz olarak işlenecektir.

Mükemmel Yönetici İle Yetenekli Çalışan

Dünya çapında büyük araştırmalara imza atan Gallup, yirmi yılda tamamlanan kurumsal verimlilik araştırmasında tek bir soruyu yanıtlamaya çalıştı: “Yetenekli çalışanlar işyerlerinde neye ihtiyaç duyar?”

Farklı ülke, sektör, şirketlerden bir milyonun üzerindeki katılımcıdan gelen ortak cevap: “Mükemmel yöneticiler” oldu.

Mükemmel yönetici olmak zor ama imkansız değil. Aşağıda sıraladığımız on iki soruya çalışanlarımız “evet” diyorsa, yöneticiler olarak onlara yeteneklerini sergileyebilecekleri işyerini sunmuşsunuz demektir:

  1. İşte benden ne beklendiğini biliyor muyum?
  2. İşimi doğru yapmam için gereken ekipman ve malzemelere sahip miyim?
  3. İşyerinde, her gün yapabileceklerimiz en iyisini gerçekleştirebileceğim olanaklara sahip miyim?
  4. Geçtiğimiz yedi gün içinde, işimi iyi yaptığım için takdir ya da övgü aldım mı?
  5. Yöneticim veya işten herhangi biri, benimle bir birey olarak ilgileniyor gibi gözüküyor mu?
  6. İşte gelişimime destek veren biri var mı?
  7. İşte fikirlerimin önemi var mı?
  8. Şirketimin misyonu ve hedefi, bana işimin önemli olduğunu hissettiriyor mu?
  9. Çalışma arkadaşlarım kendilerini yüksek kalitede iş çıkarmaya adamışlar mı?
  10. İşte iyi arkadaşım var mı?
  11. Son altı ay içinde, işyerinden biri gösterdiğim gelişim hakkında benimle konuştu mu?
  12. Geçtiğimiz sene içinde işimde, öğrenmemi ve gelişmemi sağlayacak olanaklar oldu mu?

Sadece çalışanlar değil, kurumsal hiyerarşideki herkesin cevaplaması gereken bu soruların yaratacağı bilinç, en tepeden en aşağıya kadar iş verimliğini tetikleyecek güçtedir. Mükemmel yöneticilerin yetenekli çalışanları olma yolunda hedefimiz istisnasız 12’de 12 “evet” olmalıdır.

 

Kaynak: Bilinçli İş Yapma Sanatı – Fred Kofman

Sen Kaç Beyinsin?

Dünyada liderlik üzerine yazdığı kitaplarla tanınan eski CEO, Harvard Business School profesörü Bill George, başarılı liderlerin hiçbir zaman tek olmadıklarını yazar. “Onların özenle seçtikleri bir destek ekibi mutlaka vardır” der kitaplarında.

Peki, kimlerden oluşur destek ekibi?

Destek ekibimiz aklına güvendiğimiz, farklı bakış açıları ile bizi zenginleştiren olumlu, motivasyonu yüksek insanlardan oluşur. Özel hayat, iş hayatı, sosyal hayat ve büyüyen katmanları ile toplumsal hayata dair her şey destek ekibinin ilgi alanı içindedir. Birey için önemli olan, hayatın farklı boyutları hakkında düşünürken, kararlar alırken ekibindeki değerli insanlardan yardım isteyebilme yürek ve akıl açıklığını sergileyebilmektir.

Artık insanları tanımak için “sen kaç beyinsin?” diye sormanın çok da saçma olmayacağı zamanlarda yaşıyoruz. Dünyanın çok hızlı değiştiği, karmaşıklaştığı, belirsizleştiği, bulanıklaştığı (VUCA) bilgi çağında dayanışma içinde olun, lütfen “tek” kalmayın.

 

Tavsiye Kitap: Gerçek Kuzeyini Keşfet – Bill George

Seven ve Sevilen İnsan Olmak

Sevgi

İş hayatının en büyük stres kaynağı nedir? İş mi, insan mı?

Eminim çok da düşünmeden cevabınızı verdiniz. İş kolaydır, insandır zor olan. Onu tanımak, beklentilerini anlamak, onu üretken ve yaratıcı kılmak, onunla ortak hedefe koşmak zordur.

Bambaşka karakterlere sahip birçok insanı idare etmek zorunda kaldığımız iş hayatında, onlarla paylaştığımız mesaiyi sürdürülebilir kılan en önemli girdi sevgidir. Başta işimizi sevmek. Ardından işlerimizi birlikte yürüttüğümüz insanları sevmek, onlar tarafından da sevilmek.

Şimdi şirketinizde en sevdiğiniz insanı düşünmenizi istiyorum. Onu neden seviyorsunuz? Acaba şu aşağıda sıralayacağım nedenlerden ötürü olabilir mi?

O gülüyor, gülmesini biliyor.

O sizi dinliyor.

Ona güveniyorsunuz.

O kendisini meşgul edebiliyor, ilgi alanları geniş.

O soruna değil, çözüme odaklanıyor.

Onunla öğreniyor, gelişiyorsunuz.

Siz de bu sıralamaya kendi nedenlerinizi ekleyebilir veya benimkileri çıkartabilirsiniz. Her ne değişiklik yaparsanız yapın, sevgiye yüklediğiniz anlam kadarıyla sevileceğinizi de sakın unutmayın.

Gözünüzde ışık, yüzünüzde hep tebessümle kalın. 😀

 

 

 

Bana Anlamdan Bahset Kleopatra !

Kleopatra ve Sezar

İnsanın yaptığı işten duyduğu memnuniyet kariyer başarısında çok önemli. Memnuniyetin en üst düzeye çıkabilmesi için, bireyin yaptığı işte anlam bulması gerektiğini konuşuyoruz son yıllarda.

Harika ! Anlam …

Anlamış gibi mi yapmalıyım, yoksa sormalı mıyım, ‘anlam’ nedir ve nasıl bulunur ?

İş hayatında anlam, bireyin performans ve potansiyelini göz önünde bulundurarak, odaklandığı işi hakkındaki duygusu, düşüncesi, anlayışı çerçevesinde ona verdiği değerdir.

Anlam nasıl bulunur sorusuna gelirsek;

İlk adım olarak yaptığımız işi seveceğiz.

Beynimizdeki duygu merkezimiz limbik sistemdir ve herhangi bir uyaran karşısında beynimizde ilk çalışan yer de orasıdır. Hepimiz önce duygusalız. Birşeyi ya severiz, ya da sevmeyiz. Mesleğimizi sevmezsek, istikrarla ve azimle çalışmamız imkansızdır.

İkinci adımda severek yaptığımız işe karşı sorumluluk duyacağız.

Bir kişinin yaptığı işi sevmesi sonuca ulaşmasına ve nihayetinde işinde anlam bulmasına yetmiyor. Çünkü hiçbirimiz tek başımıza çalışmıyoruz. Yöneticilerimiz, ekip arkadaşlarımız, iş ortaklarımız ve müşterilerimiz, toplum var. İşimizi yaparken onlarla koordinasyon içinde ve işbirliği yaparak, yardımlaşarak çalışmak sonuca ulaşmakta ana yol. Bu iş’te saygıdır. İş’inde sonuca ulaşabilen kişi kurumuna, müşterilerine, iş ortaklarına, sektörüne, topluma güçle bağlanır.

Üçüncü olarak da, kendimizi sürekli geliştireceğiz.

Max Weber, bizim şu an tartıştığımız anlam konusuna 1905’de yazdığı “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” kitabında değiniyor. “Bir insanın çalışmasından anlam bulabilmesi için uzun ve yavaş bir eğitim süreci içinde olması gerekir” diyor. Yani bugün kullandığımız terminoloji ile yorumlarsak “Yaşam Boyu Öğrenme – Lifelong Learning”.

İş hayatının hızla değiştiği günümüzde çevikçe gerek mesleki, gerekse çok yönlü bilgi ile buluşarak, bilgiyi uygulamaya dönüştürüp sonuç çıkarmak, işe değer katmaktır.

Sürekli öğrenmenin sinirbilimdeki karşılığı ise, her edinilen yeni bilgi ile beynimizde yeni neronların aktive olmasıdır. Bu aktivasyon beyinde serotonin, yani mutluluk hormonu salgılanmasını sağlar. Kısacası her gün yeni bir şeyler öğrenerek motivasyonu yüksek insan haline herkes dönüşebilir.

Artık umarın ki, severek, sorumluluk duyarak ve sürekli gelişerek iş’te aradığın anlamı bulabileceksin Sezar !

 

Kitap: Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu – Max Weber

 

 

Yılın Adamı

Aziz SancarAZİZ SANCAR 

2015 Yılı Nobel Kimya Ödülü Sahibi.

Aziz Sancar, Nobel ödülünü, 35 yıl boyunca ekibi ile sürdürdüğü, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığı ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları ile aldı.

Kanser oluşumunda ve tedavisinde önemli bir unsur olan DNA onarımı üzerinde yıllardır çalışan Sancar, buldukları çözümün hastalara çözüm olarak ulaşmasının biraz daha zaman alacağını belirtmiştir.

1946’da Mardin’in Savur ilçesinde, 8 çocuklu, okuma yazma bilmeyen anne babanın çocuğu olarak hayata gözlerini açan Aziz Sancar, pırıl pırıl bir kariyer yapamamak yolunda üç bahaneyi çürüttüğü için Kaynağım İnsan tarafından Yılın Adamı seçilmiştir. Bahaneler:

1. Torpilim yok.
2. Kendimi geliştirecek vaktim yok.
3. Zirveye çıkmak için azim ve ahlaka gerek yok… çalmak varken.

😉

Kaynak: Wikipedia

2016 Kariyerinizin Unutulmaz Yılı Olsun

Her profesyonelin iş hayatında unutulmaz anları, insanları, olayları vardır. Bazı unutulmazlar daha yaşanırken değerini belli eder, bazıları ise yaşandıktan sonra yavaş yavaş düşüncelerimize, benliğimize kök salar. Özünde, iyisi veya kötüsüyle ‘unutulmaz’ olanlar bizi her sabah aynada gözlerinin içine baktığımız insan yapar.

2016 Calender on the red cubes

Sizler için 2015 yılının sıfatı ne olacak bilemiyorum ancak, 2016 unutulmaz bir yıl olmak potansiyeline şu an itibariyle sahip. Sizlere onu unutulmaz yapabilmeniz için üç kilit tavsiyem olacak;

1. Kendinize bir mentor bulun.

Mesleğinde bilgi ve tecrübesine saygı duyup inandığınız bir kişiye mentorunuz olma teklifini götürün. Eğer kabul edilirseniz mutlu olun. Mentorunuzla her ay bir araya gelin. Sorular sorun, dinleyin, tartışın, aklınızı büyütün. İnsanın doğru insana kendisini teslim etmesi kadar olgunlaştırıcı ikinci bir şey yoktur.

2. Hiç bilmediğiniz bir konuyu öğrenmeye başlayın.

Hepimiz her gün hemen hemen aynı insanlarla, aynı ortamlarda, aynı işleri yapıyoruz. Bir de hiç yapmadığımız, hiç denemediğimiz ama hep de merak ettiklerimiz var. İşte o en çok merak ettiklerinizden birini seçin. Zamanım yok, param yok demeyi bırakın. Öğrenmeye başlamak için tek ihtiyacınız “evet” demek. İnsan beynini sürdürülebilir şekilde dinamik ve pozitif tutan tek şey “öğrenmektir”.

3. Yazın.

İşiniz hakkında yazın. Örneğin bir blog açın. Yazmak büyüdür. Yazmak kaybetmemektir. Yazmak terapidir. Yazmak duygulanmak, düşünmek ve ardından hayattaki en zor edimi gerçekleştirmek yani üretmektir. Hiç kimse değil, sadece kendiniz istediğiniz için ürettiğinizde mesleki anlamda da gerçek mutluluğu yakalayacaksınız.

2016 yılı kapıda. Onu kariyerinizde unutulmaz kılmak, sizin elinizde. Büyük değişimler küçük adımlarla başlar, yeter ki ilkini siz atın.

Yeni yılınız kutlu olsun.

 

 

Tercih Edilen Olmak

Cristiano RonaldoBir insanın kariyerindeki gerçek başarısı ne kazandığı para, ne oturduğu koltuk, ne de ulaştığı şöhrettir. Gerçek başarı, birlikte çalışılmak istenen ekip arkadaşı olmaktır.

İş arkadaşlarınız size güveniyor, destek gerektiğinde esirgemeyeceğinizi biliyor, çıkardığınız işin değerine inanıyor, ‘yolun sonuna kadar seninle gelmeye hazırız’ diyorsa, siz iş hayatında zirveye çıktığınız demektir. Orada kalın. Orada kalmak zaten yeterince zor.

İnanın, gerisi teferruattır.

Not: Fotoğrafta görülen Cristiano Ronaldo gelmiş geçmiş en iyi futbolculardan biri olarak kabul ediliyor. Ünlü antrenör Sir Alex Ferguson, hayatını anlattığı kitabında Ronaldo’yu antrenörlük kariyerinde çalıştığı en iyi futbolcu olarak niteler. Nedenlerinden biri olarak da, onun takım başarısını kendi başarısından çok daha fazla önemsediğini örneklerle anlatır.