Kaynağım İnsan 10 Yaşında !

On yıl önce bugün, yaklaşık bir ay süren hazırlık çalışmasından sonra Kaynağım İnsan’ı heyecanla yayına açtık.

Yazılar klavyemden üçer beşer döküldü.

Her yaştan, her meslekten okuyucuya, takipçiye ulaştım.

Geri bildirimler aldım çoğu olumlu, bazısı yönlendirici, azı eleştiren.

Yazarken ben büyüdüm, serpildim, değiştim.

Türkiye’nin ilk İK blogunu açmanın farkını yaşadım, kısa sürede büyük ödüller aldım, çok mutlu oldum.

Ödüller işe dönüştü, fırsatlar yakaladım beni bile şaşırtan.

Sonunda internette yazı üreterek şirket açtım, girişimci oldum.

Kırka yakın üniversitede binlerce gençle seminerler vasıtasıyla buluştum.

Projeler, eğitimler, işbirliktelikleri derken birbirinden kıymetli yüzlerce insanla tanıştım, çalıştım, binlercesine eğitim verdim.

Çözüm ortağı olarak Türkiye’nin ve dünyanın en saygın, başarılı özel ve kamu sektörü kurumlarının havasını teneffüs ettim, etkilendim.

Yurtdışına eğitimler için çıktım, aklım, fikrim açıldı.

Çok okudum, çok dinledim, çok çalıştım.

Bazen benden istenenden fazlasını paylaştım, yaptım, vermek ile almak arasındaki dengeyi tutturmakta zaman zaman zorlandım.

Ve bugün, 9 Ekim 2009’un üstünden tam 3650 gün geçmişken yine klavyemin başına geçmiş gülümsüyorum.

“Hayatta verdiğin en akıllı üç karar nedir?” diye sorarsanız, “Birincisi Ankara’dan İstanbul’a gelmek, ikincisi anne olmak, üçüncüsü de Kaynağım İnsan’ı açmaktır” derim. Bu üç karar benim hayatımı baştan aşağı olumlu yönde dönüştürmüştür.

Önümüzdeki on yıl için planlarıma gelince, Kaynağım İnsan’la kolkola yolculuğumuza devam etmeyi istiyorum. Yeni projeler, çok büyük projeler yapabilmek için kendimi sürekli geliştiriyorum. Yüksek lisans için uzun yıllardır aklıma yatacak bir konu arıyordum, buldum, mutluyum. Kamusal fayda odaklı çalışmalara daha fazla eğilmek arzusundayım. Bana sürekli sorulan kitap yazma meselesine gelince, ‘Daha okunacak çok kitap, yaşanacak çok tecrübe, tanışılacak çok insan, görülecek çok yer, yapılacak çok iş var …. daha değil’ diyorum.

Kaynağım İnsan’la açılışından itibaren bir şekilde yolu kesişmiş herkese selam olsun, iyi ki geldiniz, iyi ki içeriklerimle ilgilendiniz.

Sevgi ve bilgiyle kalın.

İpek Aral

Hoşgeldin 2019!

Geçen yılbaşında 2018 için beş dilekte bulunmuştum.

Sağlık, sevgi, üretmek, okumak ve gezmek istemiştim, çok çok. Bütün dileklerim gerçekleşti. Şükürler olsun diyorum.

Şimdi kapıda 2019 yılı var. Bu yıl dilek sayım kendim ve herkes için üç olacak;

  1. Bereket
  2. Barış
  3. Başarı

Bu üçlünün altı yıl boyunca öyle dolmalı, öyle taşmalı ki, 2019 ismini “efsane yıl” diye yazdırmalı.

2019 yılınızı kutlarım 

 

Hoşgeldin 2018 !

Zor geçen 2017’yi bitirdiğimize seviniyorum. Her geçen yıl mı bizlere daha zor geliyor, yoksa ‘zaman’ denen cevheri çözemediğimiz için mi onunla uyumlu ilerleyemiyoruz, bilemiyorum.

2018 yılı için biraz analitik ol ve beş bereketli cümle yaz diyor beynim bana, işte klavyemden çıkanlar;

  1. Sağlık istiyorum, bedenimde, evimde, ailemde, arkadaşlarımda, tanışlarımda, memleketimde, dünyada.
  2. Üretmek istiyorum, katma değerli işler çıkarmak, çok, hem de pek çok. Ve elbette karşılığını almak.
  3. Sevdiklerimle olmak istiyorum, gece ve gündüz, bahar ve güz.
  4. Okumak istiyorum, bir okyanus ki, yüz,dal, atla, bat, çık … bitmez.
  5. Gezmek istiyorum, yeni yerler, yeni insanlar, yeni dokular. Görmek, tatmak, koklamak, dokunmak, duymak istiyorum yeniyi.

Dilerim hepsi olur. 🙂

2018 Yılı Ezberinizi Bozsun

2017, ülkemiz ve dünya için zor geçen bir yıl oldu. Şaşırmamalıyız çünkü VUCA dünyasındayız. Artık her şey çok değişken, belirsiz, karmaşık ve bulanık.

Sizi kaygıya boğmak istemem ancak görünen o ki, önümüzdeki manzara ne başlayacak olan yeni yılda, ne de sonrakilerde değişmeyecek. Medeniyetin iki unsuru olan iletişim ve ulaşım teknolojileri hızlandıkça, gündelik hayatlarımıza yansıyan VUCA unsurları derinleşecek, yoğunlaşacak ve sabitlenecek. İnsanlar zihinsel, duygusal, bedenler ve ruhsal olarak ne kadar zorlansa da, VUCA dünyasında yaşamaya eninde sonunda alışacak. Yeni nesiller zaten VUCA standartlarında doğacak ve büyüyecek.

21. yüzyılın ilk çeyreği içindeyiz ve farkındaysanız bitirdiğimiz yüzyıla dair ‘doğru, iyi, etik’ diye bildiğimiz pek çok değer şu an zihinlerde sarsılıyor, sorgulanıyor. Devlet yönetimi, uluslararası ilişkiler, ekonomi, bilim, sanatta bambaşka uygulamalar, standart dışılıklar ile karşılaşıyoruz. Otoriteler bu süreci ‘disruptive/ezberbozan’ olarak niteliyor ve kısaca bizlere şu mesajı veriyor:

“20. yüzyılda biriktirdiğin görüş, alışkanlık, beklentilerini unut çünkü önümüzdeki 10-15 yıllık perspektifte hepsinin yerini şu an hayalini bile kuramayacağın sistemler, uygulamalar, standartlar alacak.”

 VUCA dünyasında özellikle iş hayatını başarı ile göğüsleyebilmek için kılavuz olması adına Jim Collins, Mükemmeli Seçmek kitabında dört ana davranışı bizlere tanımlıyor;

Birincisi, ortam ve durumlar ne kadar değişken olsa da bireyin davranışlarında tutarlı olması, yani disiplin.

İkinci davranış, bireyin görüşlerini başkalarının düşünce ve algılarıyla değil, kendi deneme ve gözlemleriyle şekillendirerek yaratıcılığını tetiklemesi.

Üçüncüsü, ortam ve durum her ne kadar iyi olursa olsun, bireyin kendisini paranoya boyutunda sürekli en kötüye karşı hazır tutması.

Ve sonuncusu, bireyin başarıdan kaynaklı egosunu bir kenara bırakıp, hayatını kendisinden çok daha büyük bir amaç doğrultusunda feda bile edebilmesi.

Bilemiyorum, 2018 yılında kendi ezberlerinizi bozmak adına neler yapmayı planlıyorsunuz, ancak işinin etkili lideri olmak noktasında Jim Collins’in tespitlerini dikkate almakta fayda var.

Hepimizin yeni yılı kutlu olsun, mutluluk dolu ve barış içinde geçsin. 🙂

Eğer Bir Değil, Birkaç Kitap Olsaydım

Yuval Noah Harari diyor ki, kurgu yapabilme yetkinliğidir insanı hayvandan ayıran ve dünyada bütün sistemsel yapılar birer kurgudur; devlet, şirket, din. Evet, hepsi birer kurgudur, hatta en büyüğü de imparatorluktur. Aslında somutta yoktur öyle birşey, sen var olduğunu kurgularsın.

İslam, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm kadar Hümanizm de bir kurgudur, hatta bir dindir son iki yüzyılı kasıp kavuran. Lideral hümanizm, sosyalist hümanizm, evrimsel hümanizm. Sonra bir de, 30 Ocak 2017 itibariyle önümüzde ‘tekno din’ var, henüz ne yapacağımızı, nereden alıp nereye koyacağımızı bilemediğimiz. Veriler, biyo teknolojiler, yapay zekalar havalarda uçuşuyor. Eskiden herşeyi kadere bağlardık, artık veriler var sana en uygun insanın kim olduğunu, 30 yıl içinde hangi hastalıkları geçireceğini söyleyen.

Geçtiğimiz yüzyılda salgın hastalıklar, savaş ve kıtlığı yendik insanlar olarak, şimdi önümüzde başka hedefler var: ölümsüzlük, sınırsız mutluluk ve tanrılaşmak. (Deus, Yunanca tanrı demek) Tam gaz gidiyoruz, gidiyoruz da, farkındalığımız hiç yüksek değil. Yaparken yıkıyoruz, bozuyoruz, yokediyoruz. Çünkü insanın aptallığı baki. Doğanın dengelerini bozduğumuz gibi, insanın biricik dengelerini de bozacağız müdahalelerimizle. Harari ürküyor, sonumuzu, durduğumuz noktadan pek de parlak görmüyor.

Gelin düşünelim. Otuz yıl sonra yüzleşeceğimiz, sayısı az ama etkisi büyük ‘elit üstün’ insanlarla, yığınlar halindeki ‘gereksiz’ insanları, biz iş piyasasında ne yapacağız?

Eğer İK’cı isen, bu iki kitabı okumak senin işindir sevgili meslekdaşım, tercihin değil.

Hatta ben işim olmasından da öteye geçiyorum, bu kitaplar olmak istiyorum. Bu kadar derin, bu kadar çaplı, bu kadar hassas ve bu kadar zengin.

Benim de rüyam bu.