Japonya’da Eğitim – 1

HIDA

Varlığından iki yıl önce haberdar olduğum ve hemen kurcalamaya başladığım HIDA – Denizaşırı İnsan Kaynakları ve Endüstri Gelişim Kurumu, Japonya Ekonomi Bakanlığı’na bağlı bir eğitim merkezi. Kurumun odağı, üretim sanayi, yalın üretim teknikleri ve yalın üretim ile bağlantılı yönetim sistemleri.

HIDA’nın Türkiye sorumlusu Tayfun Çaylan’la etkili kurduğumuz diyalog geçen iki yıllık süre zarfında meyvelerini verdi. 2015’in sonbahar aylarında HİDA’nın resmi web sitesinden tepe yöneticiler için, iki haftalık uygulamalı program olarak açılan Amoeba Yönetim Sistemi Eğitimi’nin içeriğini okuduğumda çok heyecanlandım. Kendi kendime “İşte bu” dedim.

1996 yılında, Ankara’da Japonya devletine ait JICA (Japan International Cooperation Agency) ile Tekirdağ Liman Fizibilitesi Projesi’nde altı ay çalışmış ve Japonların çalışma kültürlerinden çok etkilenmiştim. Şimdiyse bu Uzakdoğu devinin çalışma yöntemlerini en merkezinden öğrenme fırsatını yakalayabilirdim.

Başvuru yapabilmem için gerekli koşulları Tayfun Çaylan’dan öğrenip, kendisinin referansını aldım. İkinci önemli desteği 2015 yılından itibaren İK proje danışmanlığını yürüttüğüm Logo Yazılım verdi. İK ve idari işlerden sorumlu icra kurulu üyesi Esra Akar ve icra kurulu başkanı Buğra Koyuncu’ya buradan tekrar teşekkür ederim.

Başvuru sürecinde beni en çok terleten konu HIDA’nın “neden bu eğitime katılmak istiyorsun?” sorusuna cevap vermek oldu. 197 ülkeden başvuru alan HIDA, sadece 22 kişilik kontenjanla açtığı programda aynen işe alımdaki gibi “neden seni seçelim?” diye soruyordu.

Amoeba Yönetim Sistemi üzerine yaptığım incelemelerden sonra soruyu üç madde şeklinde cevaplayarak başvuru formunu Japonya’ya gönderdim ve beklemeye başladım.

Sonuçların 21 Ocak 2016’da bizlere e-posta ile iletileceği başvuruda belirtilmişti. Nitekim 21 Ocak sabahı saat 09:30’da posta kutuma Japonca harflerle bir e-posta düştü. Çok heyecanlandım. Bir süre sadece ekrandaki Japonca yazılara baktım. Sonunda derin bir nefes alarak e-postayı açtım, bütün yazılar arasında ekranda ilk gördüğüm kelime “accepted” oldu.

Ve içimde koca bir patlama …

Kalabalık yerde bulunduğum için bağıramadım ama mutluluktan dolmuş gözlerle, yumruk yaptığım elimi deliler gibi ısırdığımı yazabilirim.

Defalarca “teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim … ” diye haykırdım yüreğimden.

Sonrası ise Japonya ile yazışmalar, ödevler ve yolculuk için hazırlık …

(Devamı gelecek)

Devamı- Japonya’da Eğitim – 2

Japonya’da Eğitim – 3 / Başlıyoruz 

 

 

Bir İK’cı Siyasetle Ne Yapar?

Herşey 2012 yılında, AB eğitimi için Londra’ya gittikten sonra başladı. Altı gün boyunca küreselleşmenin farklı boyutları üzerine düşünmek, konuşmak, öğrenmenin beni çok mutlu ettiğini farkettim. Neden? Çünkü herşeyin merkezinde insan vardı. Uzmanlık alanım. Dönüşte araştırma ve okuma sürecime Birleşmiş Milletler’in faaliyetlerini kattım.

2013 yılında Gezi Parkı Direnişi‘ni yaşadık.

Gezi Parkı Direnişi’nden sonra %80 oranında okuma tonumu değiştirdim. İlk elime aldığım, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’ın Diplomasi kitabı oldu. Bu ve bundan sonra bitirdiğim her eserde sevgili hocam İlber Ortaylı’yı andım: Ne kadar cahilim, keşke şimdi, burada pat diye ölsem.

2014 yılı başında Facebook ve Twitter’ın kapatıldığı sansür sürecinde İK blog yazarları olarak tepkimizi ortaya koyduk. Ancak verdiğimiz tepki, bazı kişi ve kurumları rahatsız ederek canımızı yakmaya başladığında, küçük bir aktivist grup olarak ses yükseltmenin ötesinde birşeyler yapmak gerektiğini farkettim.

2 Nisan 2014 tarihinde görüş olarak bana yakın olan bir siyasi partinin kapısından içeri adımımı attım.

360Siyaset bilimi, ilk çağ filozoflarından başlayarak büyük bir okyanus. Bu okyanusta yüzmeye başlamak çok zor, yüzmeyi öğrenmek zahmetli, boğulmamak ise bir sanat. Atomu parçalamak siyaset yapmaktan daha kolaydır diye düşünüyorum. Ancak bu yol beni en sevdiğimle, tam da istediğim şekilde buluşturdu, çok yönlü bilgiyle. Merkezi insan olan ve her açısı sonsuzluğa uzanan 360 derece sınırsız gelişim platformu; tarih, bilim, ekonomi, sanat, dünya, gelecek, …

Elbette siyaseti bilgi tabanlı öğrenmek yetmiyor, öğrendiğini analitik yorumlaman, uyarlaman ve sayısallaştırarak uygulaman gerek. Eleştirel düşünüp, sürekli geliştirebilmen ve değiştirebilmen, sonrasında da kalıcı kılmak, kültüre dönüştürmek için yazabilmen gerek. Aynen bizlerin insan kaynakları yönetiminde yapmamız gerektiği gibi, değil mi?

Günün sonunda, bilgisiz fikir sahibi olmak ne kadar tehlikeliyse, uygulamaya dönüşmeyen bilgi de o kadar faydasızdır.